Yunanistan’ın yüzölçümü bakımından Girit ve Evia’dan sonraki üçüncü büyük adasıdır. Türkiye sınırlarına yakın adalardan ise en büyüğüdür. Aramızda sadece sekiz deniz mili mesafe vardır. Adanın kuzeyindeki Molivos’dan Türkiye sahilleri Assos, Baba Burnu çıplak gözle dahi çok net görülebilmektedir. Ulaşım için en uygun yer Ayvalık’tır. Çünkü hem gümrük açısından, hem de ulaşım kolaylığı açısından (her gün her iki taraftan da motorlarla ulaşım mümkündür. 2012-2013 Gidiş-geliş 30 euro civarında.) en uygun yerleşim bölgemizdir. Son iki yıldır Yunanistan’ın yeşil pasaporta vizeyi kaldırmasından sonra Midilli’ye gidenlerin sayısında büyük bir patlama olmuştur. Bu nedenle Ayvalık çok önem kazanmıştır. Yeni gümrük binası ve limanın yapılması ile Ayvalık’taki yabancı turist sayısında da artış olmuştur. Çünkü daha önceleri yabancı turist sayısı az olan Ayvalık’ta son iki yıldır gözle görülen bir miktarda artış gözlenmektedir. Her gün karşılıklı yapılan seferlerle bunu çok net bir şekilde görüyoruz. Evet bu kadar giriş bilgisinden sonra lafı fazla uzatmadan Midilli’yi anlatmaya başlayalım artık dediğinizi duyar gibiyim.
Uluslararası adıyla Lesbos; kültürel bir geleneğe sahip olup, asırlardır, müzik, şiiir ve dans ile anılmıştır. Antik şair Sappho ve Yunan Müziğinin babası Alkaeus’un doğum yeri bu adadır. Yine ünlü denizcilerimizden olan Preveze deniz savaşı kahramanı Barbaros Hayrettin’ de Midilli’de doğmuştur. Yine Osmanlı döneminden devam edersek,Osmanlı Sultanlarının, burada üretilen zeytinyağları ve verimli toprakları nedeniyle Midilli’ye çok önem verdiklerini biliyoruz. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra önemini bir hayli kaybetmiş ve sıradan Ege adalarından biri haline gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında 1947 ye kadar da İtalya’nın egemenliği altında kalan Midilli; ancak 1980 ‘li yıllarda turizm potansiyeli ile birlikte atağa kalkarak, son yıllarda şimdiki önemine ve konumuna kavuşmuştur. Kaliteli Zeytinyağları ve ünü tüm Yunanistan’ı da kapsayan milli içkileri Uzo’nun da üretildiği bir ada haline gelmiştir. Burada üretilen uzolar Yunanistan’ın diğer adalarına ve ana karaya buradan gitmektedir.
MYTİLİNİ
Adanın asıl merkezi Mytilini’dir. Ayvalık’tan gelen motorlar ve Anakara’dan gelen büyük gemiler de buradaki limana yanaşmaktadır. Kordon boyunca,limanın kuzeyinde ve havaalanı yönünde güneyde bulunan, zengin Osmanlı Tüccarlarının yaptırdığı 18. yüzyıl tarihli güzel konaklar, villalar ise, 1920 yılındaki nüfus mübadelesi yıllarında terkedilmiştir.

Bir ticaret merkezi ve limanı olan bu sahil kasabasının en önemli alışveriş merkezi; Ormos Ermou, canlılığı ve hareketliliği ile bizim İstanbul’daki Eminönü veya İzmir’in Kemeraltı’na çok benzemektedir. Midilli’ye yaklaştığınız zaman karşınıza muhteşem bir Ortaçağ görüntüsü ile , Roma,Helenistlik ve diğer antik yerleşim alanlarının üzerine kurulmuş Midilli Kalesi çıkar.Egedeki en büyük kalelerden biri olan bu kalenin iç duvarları Venedikliler tarafından yapılmış olup,Osmanlılar döneminde daha da genişletilmiştir..Kale duvarlarının adeta gölgesinde ise Lesbos Arkeoloji Müzesi yer almaktadır.Yine küçük de olsa yatların da demirlediği bir liman olan Mytilini limanına girerken bu sefer de sizi Gotik çan kulesi ve görkemli kubbesiyle Aghios Agios Therapontas Kilisesi karşılayacaktır.

Midilli’yi gezmeye isterseniz Arkeoloji yürüyüşü ile başlayalım.Önce iki liman arasındaki tarihi bölgeden,yani Agoradan geçerek,kuzey limanına yani Epano Skala oradan da, Antik Tiyatronun olduğu yerdeki Agia Kriaki tepesine ulaşıyoruz.Bu tepeye çıkarken öğlen saatlerinden akşama geç saatlere kadar açık olan Uzo meyhanelerini göreceksiniz.Yol boyunca devam edince Adalıların Maloentas Limenas dedikleri Büyük limanı göreceğiz.Tepede biraz soluklandıktan sonra,aşağıya doğru inmeye başlıyoruz,.Küçük avluları,gül ağaçları ile dolu bahçeleri ve Neoklasik mimarisiyle iki katlı şirin evlerin bulunduğu Agios Evdokimos mahallesini göreceğiz. Oradan da bu yol bizi,günümüzde sergi salonu olarak kullanılan Osmanlı Hamamına, sonra da minaresi yıkılmış olan Yeni Cami’ye çıkaracaktır.

Bu çarşı sizi adeta eski zamanlara götürecek,,sanki bir Anadolu kasabasında olduğunuzu hissedeceksiniz. Çünkü küçük ama şirin dükkanların, seramik atölyelerinin bulunduğu, eskiden Türk ve Müslüman mahallesi olan bu yerlerde; günümüzde bu dükkanların yanında çok sayı da Uzo imalathanelerine rastlayacaksınız. Dostlarınıza hediyelik Uzo götürmek isterseniz buralardan almanızı tavsiye ederim.

Çünkü çarşı ve liman bölümünde daha pahalı olduğunu göreceksiniz. En bilinen markaları da Barbayani isimli yeşil ve mavi etiketli olanlarıdır. Seçim zor değil,her ikisinden de alabilirsiniz. Bu kadar içki muhabbeti yeter dedikten sonra adanın en ünlü ve en hareketli mekanı olan, Ermou caddesinde ilerlemeye devam ediyoruz. Yeni Camiden yaklaşık iki yüz metre ilerde soldaki ara sokakta 1795 yılında inşa edilen, Adanın en eski dini yapısı olan ve görkemli Dorik kalıntılar üzerinde yükselen büyüleyici mimarisiyle Aghi Teaodori
Kilisesini görüyoruz.Fotoğraf molasından sonra yine aynı caddeden ilerliyoruz. Biraz ileride ise, hani limana girerken görkemli kubbesiyle bizi karşılayan kilise vardı ya,işte ona rastlıyoruz.30 metrelik Gotik Çan Kulesiyle adanın bir çok yerinden görülen, Agios Therapontas Metropolit Kilisesini görüyoruz.Kubbesi ve Çan kulesi Ayvalık’tan getirilen kızıl dikdörtgen şekilli Sarımsaklı taşı ile yapılmıştır.1706 yılında Metropolit olduğu varsayılmaktadır.Kilisenin içinde ise, kutsal eşya olarak şehrin koruyucusu kabul edilen Aziz Agios Thedoros kalıntıları bulunmaktadır.Bu güzel mimari eseri hayranlıkla gezdikten ve fotoğrafladıktan sonra gezimize devam ediyoruz.Önemli not:Bu kiliseyi bir çok yerden görülmesi nedeniyle,geziniz sırasında başlangıç veya buluşma noktası da yapabilirsiniz. Ermou Caddesi üzerinde ilerlemeye devam edersek çok sayıda bakkal göreceğiz.Burada Midilli’nin meşhur tuzlu Sardalya balıklarını,köylerdeki mandralardan gelen taze peynir çeşitlerinden,çay türlerine,mevsiminde gitmişseniz taze ıhlamura,hatta Uzolara kadar çeşitli ürünlere rastlayabilirsiniz.Ermou caddesinin güney ucuna giderken,1890 yılında inşa edilen Dorik girişli Midilli Erkek Ortaokulu’na rastlıyoruz.Yolun karşı tarafa geçtiğimizde ise,yüksek ağaçların çevrelediği ve eğer hava sıcaksa kesinlikle mola vermek için ideal bir yer olan Aya İrini parkını gereceksiniz.Bu parka giderken de yol üzerinde çeşitli mallar satan ve meydana bizim gibi ülkelere çok benzeyen,şark havası katan seyyar satıcıları göreceksiniz.Ayrıca burası; adanın köylerine giden otobüslerin garajının,hem de havaalanına giden yer olması nedeniyle önemli bir kavşak noktası da sayılır.
Eğer bu serin parkta veya sahildeki cadde boyunca sıralanan şirin cafelerde dinlendiyseniz, İkinci gezimize Eski Arkeoloji Müzesinden başlıyabiliriz. Burayı detaylı bir şekilde gezdikten sonra,eski şehrin ortası olan Kioksi ve Kulbara semtlerini keşfetmeye hazırız.Yeni arkeoloji Müzesinde kısa bir moladan sonra ikinci gezimiz ünlü Midilli Kalesine kadar devam eder ve Belediye Resim galerisinde son bulur. Kioksi semti adanın en klas ve kaliteli semti olup, Neoklasik tazda yapılmış, şahane çakıl taşlı bahçeli ve hepsi de 19. yüzyılda zengin tüccarlara ait tamamen burjuva sınıfını temsil eden muhteşem konakları göreceksiniz. Buradaki ikinci gezimizi kısa anlatmam,sizi yanıltmış olmasın..Sadece bu kaliteli semti gezmeniz bile saatlerce sürebilir.Bu yüzden bu ikinci gezi de epey vaktinizi alacaktır,,ona göre kendinizi ayarlayın..yoksa motor saatini kaçırıp,,bu güzel adada kalmayın. Kimbilir belki de isabetli olur..Ne dersiniz? Neyse biz yine yola 8 is Noemvriou Caddesinden devam edersek,sağımızda Midilli Kalesine giden güzel taşlıklı,çam ağaçlarıyla çevrili bir yol ile karşılaşacağız.Bu yol bizi bugünkü Ege ve Adalar Politikası Genel Sekreterliği binası olarak kullanılan,Osmanlı döneminde ise Ege Denizi Vilayeti’nin bulunduğu muhteşem mimarisi olan binaya götürecektir.Bu bina 1912 yılında, yani Osmanlılar döneminin son günlerinde Osmanlı Yöneticisinden Yunan Hükümetine Midilli şehrinin teslimatının yapıldığı binadır.Bir anlamda da bir devrin, Osmanlı İmparatorluğunun sonudur.Yunan Hükümeti bu tarihi Midilli’nin kurtuluş günü kabul etmiştir.Ancak Midilli’nin çilesi daha bitmiyor,bu tarihten sonra şehir İkinci Dünya Savaşı sırasında tekrar kaybediliyor.Bu sefer de İtalyan’ların işgaline uğrayacak ta ki 1947 yılında tekrar Yunanistan’a geçene kadar.Yani Midilli’nin asıl kurtuluşu 1947’dir.

1891 yılında Neoklasik tarzda inşa edilen,güzel bahçesiyle etkileyici bir bina olan Mahkemeler binası tam karşınıza çıkacaktır.İşte bu güzel mimarisi olan bina Osmanlı döneminde adanın Müslüman Cemaatinin çocuklarının eğitiminde kullanılan Yarı Ortaokul Binasıdır.
Tekrar rıhtım bölgesine inersek, Kountouriotou Caddesinde Sapfo Meydanını görüyoruz..Antik Yunan’ın bu ünlü şairinin bu meydanda bir de heykeli bulunmaktadır. Bu meydanda aynı zamanda Şehir Otobüslerinin kalktığı Garaj,Midilli Belediyesine ait Turizm Bürosu,Midilli Folklor Müzesi bulunmaktadır.Rıhtımın devamında eski otel Büyük Britanya’yı, Neoklasik üslupta inşa edilen Eski Belediye Binasını,Belediye Tiyatrosunu ve Devlet Sandığını görecek ve hayranlıkla izleyeceksiniz.Yorgunluğumuzu sahildeki cafeler de attıktan sonra,gezimizin başka rotasına geçiyor ve Adayı güneyden doğu istikametine,oradan da kuzeye doğru keşfe hazırlanıyoruz.