Floransa; adeta sanat ve mimariyle dolup taşar.. Caddeleri, Kiliseleri, Müzeleri ve Galerileri ile Avrupa’nın en muhteşem eserleriyle dolu olup,sanki kent büyüklüğünde bir Rönesans tapınağıdır. Rönesans hazineleri sayısız kilise,müze ve galeriyi süslerken,kentin geçmişindeki ünlüleri de unutmamak gerekir.Galileo, Dante, Machiavelli, Michelangelo gibi..Ortaçağın ses getiren isimleri olmuşlar ve kentin tarihine tanıklık etmişlerdir.

Günümüzde ise, hareketli, cıvıl cıvıl pazarları, sevimli meydanları ( piazza ) ve İtalya’nın en çok ziyaret edilen parkı ise; açık ve güzel bir havada sanat gezinize ara vermek için size bir çok imkan sunar.
İşte ben de Venedik gezisinin damağımdaki lezzetini unutmadan 262 km’lik bir otobüs yolculuğu sonrasında bu muhteşem kente geldim. Kenti adeta bir keskin bıçak gibi ikiye bölen ünlü Arno nehri beni büyülemişti..Vakit kaybetmeden Floransa’nın manzara olarak en iyi göründüğü Michelangelo Tepesine çıktım. Michelangelo’nun yaptığı ünlü Davut Heykelinin bulunduğu tepeden bu muhteşem kenti seyretmeye doyamadım. Arno nehri bu güzel kenti ikiye bölerken, doyumsuz güzelliğine hiç zarar vermemişti. Aksine bir yılan gibi kıvrılarak ilerlerken, üzerindeki muhteşem köprülerle beni çok etkiledi. Kentin en iyi görülebildiği panoramik manzarası buradaydı. Hem mimar hem de fotoğrafçı olarak abatmış olmayayım belki de Avrupa’nın en iyi şehir görüntüsüydü bana göre. İnanın seyretmeye doyamadım ve en uzun süreyi bu tepede değerlendirdim.

Daha sonra aşağıya indim ve Arno nehrini solumda bırakarak nehir kenarından yürümeye başladım. Çünkü bir kenti en iyi yürüyerek keşfedebilirsiniz, bunu sakın unutmayın. Arno nehri kıyısında ilerlerken karşıma ünlü Ponte Vecchio (Eski Köprü) köprüsü çıktı. Köprü üzerindeki; cepheleri rengarenk boyanmış, günümüzde kuyumcu dükkanları olarak kullanılan bu yapılar çok ilgimi çekti. Bu köprü Rönesans döneminde asilzadeler ile halk arasındaki geçişi sağlamıştır.2.dünya savaşında Hitler bile sadece bu güzel köprüye kıyamamış, Arno nehrindeki diğer köprüleri bombalatmıştır. Arno nehri boyunca yürüdükçe her adımda karşıma müthiş mimari binalar, heykeller, meydanlar çıkıyordu. Bazıları küçük ama çok sevimli olan bu meydanlara hayran kalmamak imkansızdı. Kendi kendime;boşuna bu kente “Rönesans’ın doğduğu yer” dememişler dedim.
Tarihçe:
Floransa İ.Ö 59 yılında eski bir Etrüsk yerleşim biriminin (bugünkü Fiesole) yerine geçerek modern kentin üzerindeki tepelere kurulmuştur. Kent 13.yüzyıl boyunca cumhuriyet yönetimiyle ve bankacılık ve tekstil sanayi ile gelişerek yaşadıktan sonra 14. yüzyılda güçlü bir bankacı aile olan Mediciler’in egemenliğine geçti. Bu ailenin de gücü 1737 de ölen son mecidi ile sona erdi ve kentin egemenliği bu kez Avusturya İmparatoru 1. Francis’e geçti. Kent daha sonra İtalya’nın birleştiği yıl olan 1860’a kadar Avusturya hakimiyetinde kaldı.
Gezilecek Yerler
Bu kadar tarihçe yeter dedikten sonra şimdi sanat yolculuğumuza kaldığımız yerden, iki ana meydandan başlayalım isterseniz. Piazza del Duomo ve Piazza della Signorina.
PİAZZA DEL DUOMO
Floransa’nın dini merkezidir. Bu meydanda ünlü Duomo Katedralinin yanında Vaftizhane ve Campanile yer almakta;bu muhteşem kubbeye veya Çan Kulesine(Campanile’ye) mutlaka çıkın,çünkü muhteşem Floransa manzarasının adeta nefesinizi kestiğini göreceksiniz..
Duomo’nun cephesindeki her detay ayrı bir sanat eseri..Hele dev boyuttaki muhteşem nakış gibi işlenmiş giriş kapısının altında durduğunuz zaman küçüldüğünüzü hissedeceksiniz..
Sanatseverlere, Mimarlar’a ve Fotoğrafçı’lara tavsiyem sakın detayları kaçırmayın.
PİAZZA DELLA SİGNORİNA
Piazza del Duomo nasıl Floransa’nın dini merkezini oluşturuyorsa, Piazza della Signorina meydanı da sivil yaşamın odağı olmuştur. Meydanın tam ortasında Neptün Çesmesi bulunur. Kentin en seçkin cafesi Rivoire bu meydandadır. Muhteşem anıtlar, heykellerle dolu bir meydandır ve yakınında da Floransa’nın en ünlü müzesi Uffizi’nin girişi yer alır…Ayrıca meydanı dikine kesen bölümde ise; aynı dönemde yaşamış ünlülerin; portikli alanda sütunlar arasında nişler içindeki her biri ayrı bir sanat eseri olan heykelleri ile karşılaşacaksınız.Yine bu heykellerin bulunduğu yerde; sokak ressamlarının yaptıkları Floransa, Doumo, Arno nehri ve üzerindeki köprüleri konu edinen güzel resimlerle de karşılaşacaksınız. Eğer resme meraklıysanız, hem ucuz hem de orijinal eserleri almış olursunuz,benden söylemesi.
Yapmadan Dönmeyin
– Mikelanjelo Tepesinde ünlü Davut heykelini görmeden ve kenti seyretmeden,
– Arno Nehri boyunca yürümeden,
– Ponte Vecchio (Eski Köprü) üzerindeki kuyumcu dükkanlarını gezmeden,

– Duomo Meydanı ve Katedralini gezmeden,Çan kulesine,Kubbesine çıkmadan,
– Piazza Della Signorina Meydanını ve Neptün Havuzunu görmeden,
– Bu meydandaki Sokak ressamlarını görmeden,

– Uffizzi Müzesini görmeden,

– Pizza ve makarnadan sıkıldıysanız, Floransa’nın milli yemeği Fierontina Steak yemeden,
– Toscana bölgesinde olduğu için güzel, kırmızı şaraplarını içmeden dönmeyin.
Doğrusunu söylemek gerekirse; bir yazıda Floransa’yı tam olarak size anlatmam zor..özetlemeye çalıştım,ama en iyisi yaşamanız…Rönesansın doğduğu bu muhteşem kenti mutlaka görün dedikten sonra, tekrar buluşmak umuduyla başka bir şehirde görüşmek üzere..
Hoşçakalın, sevgiyle kalın, geze-kalın diyorum..Objektifiniz hiç kararmasın…