Gez Gör Yaz | Gezdim Gördüm Yazdım

Büyük Bir İmparatorluğun Başkenti Roma

Roma’yı anlatmak için önce sanırım bu muhteşem kentin tarihçesinden başlamamız gerekecek..Çünkü şehrin tarihi çok eskilere dayanıyor..Roma; neredeyse bin yıllık bir imparatorluğun müze,galeri,kilise ve görkemli anıtlarıyla dolu bir kenti olup,aynı zamanda papaların, romantizmin, çeşmelerle dolu meydanların da kentidir.

İlk İtalyanların çoğu Akdeniz’in çeşitli yerlerinde deniz yoluyla gelip, İ.Ö 5000’ler civarında ülkenin güneyine yerleşmişlerdir.
Önceleri Grekler,sonra Kartaca’lılar, daha sonra da Etrüsk’ler İtalya’ya yerleşmişlerdir.Etrüsk’ler İ.Ö 350’ye gelindiğinde ise, kentlerin çoğunluğunu zaten ele geçirmiş olan Roma önünde boyun eğdiler.

Roma İmparatorluğu ise efsaneye göre İ.Ö 753 ‘ de kurulmuş, ancak kanıtlar bu tarihin İ.Ö 1200 ya da 1400’e yani kentin Capitolino Tepesi’nde bulunan en eski çömlek parçalarının yapım zamanına, daha yakın olduğunu bize göstermektedir.Büyük olasılıkla şehrin ortasından geçen İtalyanların Tevere dediği Tiber nehri kıyısındaki alçak tepeler dağınık kasabalarla kaplıydı.Bu yerler o zamanlar,kuzeyde Etrüsklerle, güneyde bir diğer Orta İtalya boyu Latinler arasında stratejik önem kazandı. Daha sonra Franklar ve Bizanslar egemenliği ele geçirdiler.

Roma - Tevere Nehri

Roma’nın eşi benzeri yoktur. Hiçbir kent onun sanatsal, tarihsel ya da mimari zenginlikleriyle boy ölçüşemez. Ve de hiçbir
kente yapılacak turistik gezi, bir gezgini bu kent kadar yoramaz. Sadece gerçekten en önemli ziyaret merkezlerini görmek bile birkaç gününüzü alır ki; bu güzel kenti tam anlamıyla gezmek istiyorsanız en az bir hafta ayırmalısınız.

Roma; günümüzde ise çağın sorunlarından, gürültü, trafik ve çevre kirliğinden de payını fazlasıyla almıştır.
Evet, şimdi en önemli soruya geldik. Roma’yı gezmeye nereden başlamalı?Başlangıçta önemli yerlere gitmekten kaçının ve kente usulca,daha samimi meydanlardan başlayabilirsiniz mesela.Bu meydanların çevresinde bir kahve içerek ya da yürüyüşle kente bir alışmanız daha doğru olur bence..Ben de bu güzel kente ilk geldiğim gün böyle yaptım ve Piazza Navona ve Campo di Fiori meydanlarından başladım.Unutmayın ki bir kentten keyif almak sadece anıtları gezmek değildir..Travestere ve Getto gibi eski mahalleleri de gezmeyi unutmayın..Diyelim ki bütün bunları yaptınız,işte asıl  şimdi kent turunuz başlıyor demektir.

Önce, neredeyse kentin tam kalbinde yer alan heybetli Piazza Venezia ‘ya ( Venedik Meydanı ) doğru yola koyulun.
Hemen meydana bakan ve İtalyan birliğinin dev anıtı haline gelmiş, Monumento a Vittore EmanueleII anıtını göreceksiniz ve bu anıtın sağında ise antik kentin merkezi olan Capitolino Tepesi yer alır. Meydandan her biri turistik geziler için yararlı odak noktaları olan üç yol ayrılır.Bu yollardan ilki,kentin çok önemli iki noktası,Roma Forumu’nun ve Colosseum’un yanından güneye inen
Via dei Fori İmperiali’dir. Bu yol sizi aynı zamanda İmparator Forumlarına ve ( Michelangelo’nun dev Musa’nın Heykeli ile ünlü olan ) San Pietro in Vincoli Kilisesi’ne götürür.

Roma - İspanyol Merdivenleri

Piazza Venezia’nın batısında, Roma’nın en işlek caddelerinden ikincisi olan Corsa Vittorio Emanuel II kentin genellikle Ortaçağ ve Rönesans merkezi olarak değerlendirilen bölgeden geçer. Bu bölgede görülmesi gereken yerlerin başında ise, iki büyük meydan olan Piazza Navona ve Campo de Fiori gelir. En az bu iki meydan kadar ünlü olan  bir bölge de Venedik Meydanı’nın kuzeyine doğru çıkan ve Fontana di Trevi ( Aşk Çeşmesi ) ile Piazza di Spagna ( İspanyol Merdivenleri) gibi yerlerdir.

Panteon

Üçüncü en işlek cadde olan Via del Corsa, kuzeyde,arkasında Roma’nın başlıca parkı olan ve iki temel müzeyi barındıran Villa Borghese’nin uzandığı Piazza del Popolo ( Halk Meydanı ) ile son bulur. Bu tarihi bölgede kiliseler,saraylar,ve sayısız köşe bucak  ziyaret merkezleri dağınık olarak bulunmaktadır..Dolayısıyla sadece bu semti layıkıyla gezmek bile birkaç gününüzü  alabilir.Ama bu bölgedeki mutlaka görülmesi gereken, en önemli yapılardan birisi de ünlü Panteon’dur..Dıştan fazla heybetli gözükmese de,içine girdiğinizde kubbenin ihtişamı sizi büyüleyecek ve kendinizi küçücük bir nokta kadar hissedeceksiniz..Muhteşem duvar süslemeleri ve heykellerini gezmeniz bile saatleri alabilir..Zamanınızı çok iyi ayarlamanızı tavsiye ederim.

Panteon

Eğer Panteon’dan ayrılabilirseniz,yakınında bulunan Ünlü Piazza Navona Meydanına mutlaka gidin.Hem hediyelik alışverişinizi yapın,hem de meydandaki çeşmelerin güzelliklerini doyasıya seyredin.Ama bu arada acıktıysanız, bu meydana dik olan ara sokaklardaki küçük ama şirin Pizzacılarda kendinize şarap eşliğinde bir mola verin.Böylece hem dinlenmiş,hem de çok ucuza da karnınızı doyurmuş olacaksınız.Yine aynı sokaklardaki küçük dükkanlarda; yemeğin üstüne  tatlı olarak meşhur Roma dondurmasından tatmadan sakın ayrılmayın.

Gezilmesi Gereken Yerler

Aşk Çeşmesi:
Fontana di Trevi.. Roma’daki hoş çeşmelerin belki de en güzelidir..Roma da pek az yer ilk bakışta bu kadar güzeldir;taş döşeli dar sokaklar, Palazzo Poli’nin bir duvarını kaplayan fontana’ya açılır.Çeşmenin adı, burada buluşan üç sokaktan yani tre vie’den gelir.Çeşmenin ortasında,iki yanında suların kabardığı, fırtınalı (sol) ve durgun denizi ( sağ) simgeleyen at üstünde tritonlar (insan bedenli, balık kuyruklu,ellerinde deniz kabuğu taşıyan Poseidon’un oğulları) bulunan bir Oceanus heykeli durur. Nişteki heykeller,sağlık ve bereketi,üçgen alınlıktaki heykeller ise insanlara sunduğu hediyelerle birlikte dört mevsimi simgeler.

Roma - Aşk Çeşmesi

Panteon:
Forum’un yağmalanmış ama romantik güzelliğinden ve Colesseum’un sarsılmış görkemindensonra,Panteon ‘un bozulmamış heybeti, Roma için, antik kentin bir zamanlar nasıl göründüğüne dair en güçlü göstergesidir.Bin dokuz yüz yaşındaki kubbenin gerçek büyüklüğünü en iyi Panteon’un içinde durduğunuzda çok daha iyi değerlendirebilirsiniz.

Bazilika di San Pietro:
Bu kilisenin insanı etkilememesi hemen hemen imkansız gibi geliyor bana..Burası Hristiyan alemindeki en büyük kilisedir,( yaklaşık 60000 kişiyi alabilecek kapasitededir.) Katolikliğin merkezini temsil eder, tasarımını Michelangelo’nun yaptığı muhteşem manzaralar sunan muhteşem bir kubbeyle taçlandırılmıştır.

Musei Vaticani:
İnsanın aklına Vatikan’ınınkilerden daha heybetli bir müze gelmesi zor. Diğer galeriler geniş eser koleksiyonları ile ve kaynaklarının zenginliğiyle iddialı olabilirler ama hiçbiri Rafaello’nun baştan başa resimlediği odalar ya da Sistina Şapelinin muhteşem tavan freskleri gibi sanat eserleri sunamaz.Sergiler birkaç yüz odaya dağılmış olup,hepsini gezmek isterseniz sekiz kilometre yürümeniz gerekecektir.

Vatikan

Piazza di Spagna:
(İspanyol Meydanı) ve İspanyol Merdivenleri, Roma’nın başlıca önemli turistik yerlerinden ikisidir.Hem meydan hem de merdivenler,adını Papalık makamına gönderilen İspanyol Büyükelçisinin evi olarak 1622 de inşa edilen Palazzo Spagna’dan ( İspanyol sarayından ) almıştır. Kentin sevilen buluşma yerlerinden birisi olup,anıtlarının bolluğuyla da ünlüdür.Merdivenlerin altında ise;yarı batmış tekneyi andıran ilginç Fontana della Barcaccia“ Küçük Tekne Çeşmesi” vardır.Çevresindeki sayısız şık mağaza ve galeriler sizi baştan çıkarmaya yetecektir.

Colesseum:
Roma dünyasının ayakta kalan en büyük yapısıdır. Bir dönemler, duvarlarında gladyatör dövüşlerinin seslerini ve Roma’lı ayak takımının haykırışları yankılıyordu. Bugün yıllara meydan okuyan bu yapının duvarlarının yarısı yıkılmış durumdadır.
Colesseum; “ Colesseum ayakta durduğu sürece, Roma ayakta kalacaktır. Colesseum  yıkılırsa; Roma’da yıkılacaktır”diyen ünlü kehanete adeta meydan okumaktadır.

Yapmadan Dönmeyin

– Aşk Çeşmesi’ni  hem  gece hem de gündüz görmeden ve havuza dilek parası atmadan,

– İspanyol Merdivenleri’ni görmeden,

– Panteon’u görmeden,

– San Pietro kilisesi’ni ve içindeki Musa heykelini görmeden,

– Vatikan’ı  ve müzesini gezmeden,

– Venedik Meydanı’nı görmeden,

– Navona meydanı’nı gezmeden ve ara sokaklarındaki pizzacılara gitmeden,

– Roma dondurmasını yemeden,

– Colesseum’u hem gece hem de gündüz görmeden…

İşte sevgili okurlar, Roma seferini bitirdik ve güzel bir tatilin daha sonuna geldik. Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere hoşça kalın, sevgiyle kalın, geze kalın diyorum. Objektifiniz hiç kararmasın…