Gez Gör Yaz | Gezdim Gördüm Yazdım

Suyun Öte Yanı – Midilli Adası 3

Yazımıza Midilli adasının diğer bölgeleri ile devam edelim. Sigri’den ayrılıp, adanın iç kısımlarına doğru ilerlersek, yaklaşık 12 km süren bu yol sonunda ünlü Antik Yunanlı Şair Sappho’nun doğduğu yere yani Erosos’ a geliyoruz.

EROSOS

Eresos adanın güneybatısında bulunmaktadır. Tüm adadaki iç kısımlardaki yerleşim bölgeleri gibi Erosos’un da sahilde Yunanlıların Skala dedikleri iskelesi bulunmaktadır. Erosos köyü aslında büyük taş evleri olan büyük bir köydür.Volkanik kayalıkların arasında adeta gizlenen ve yanından Karasaris nehri akan güzel bir yerleşimdir.Nehrin kıyılarında eski değirmen kalıntılarına rastlarsınız. Eresos sahili, yazın kalabalığından kaçanların tercih ettiği bir seçenektir. Dut ağaçları ile dolu olan bu güzel köy yolu sizi sahile götürecektir. Koyu renkli kumuyla, güzel ve uçsuz bucaksız hissi veren bu üç kilometrelik sahilinde yüzmenin, güneşlenmenin keyfine doyamayacaksınız. Sahilin önünde sıralanan bar ve tavernalar da; akşam batan güneşin eşliğinde güzel bir yemekle kendinizi ödüllendirmeyi unutmayın.

Molivos Petra Sahil

KALLONİ

Artık Erosos’dan ayrılma vakti geldi diyoruz ve yine iç kısımlardan Kalloni körfezine doğru devam ediyoruz. Bu körfez adanın ünlü Sardalya balıklarının en bol olduğu yerdir. Kalloni bir anlamda adanın merkezi sayılır. Uzun yol gitmeden  her yeri görmek isteyenler bir başlangıç noktası olarak buradan gezilerine başlayabilirler. Civar bölgede Antik çağlardan beri yerleşim mevcuttur. Bugünkü Kalloni’de ve civar köylerde gezerken  göreceğiniz evler,geleneksel şehir evlerinin özelliklerine sahiptir ve genellikle iki katlıdırlar. Taş işçiliği ile yapılmış olup,küçük alınlıklar ve  oyma Eolik sütun başları kullanılmıştır. Daha dikkatli bakarsak, bir ara duvar ile ayrılan ikiz evleri göreceksiniz. Bunlar Kalloni evlerinin karakteristik özelliği olup,ailelerin ilk kızları için bir çeyiz sayılmışlardır.

Kalloni yakınlarında ünlü büyük bir köy olan Agia Paraskevi vardır. Burada da muhteşem taş işçiliği ile yapılmış konaklar, binalardaki oymalı özenle yapılmış ön cepheler, eski zeytinyağı fabrikalarını, küçük ama şirin ahşap pencereli dükkanları, taş döşemeli daracık sokakları ve çok sayıda kahvehaneleri görebilirsiniz. Taş döşemeli, yol sizi köyün meydanından başlar, taştan yapılmış Taksiyarhis Kilisesi’ne kadar götürür. Devam edersek köye adını veren Agia Paraskevi mağarasını da görmüş olursunuz. Taksiyarhis Kilisesi’nin yanında küçük dükkanları ve kahvehaneleri olan bir meydan daha göreceğiz.Buradaki tavernalarda bol bol et yiyebilirsiniz,ayrıca peynir ve süt ürünlerinden almadan köyden ayrılmayın.. Çok çeşitli ve tazedir ,,çünkü bütün köy hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. Kalloni körfezini geride bıraktıktan sonra hem adanın hem de Yunanistanın ünlü Uzo’larının üretildiği yer olan Polimari’ye doğru hareket ediyoruz.

POLOMARİ

Midilli Kabartmalı ÇeşmeGera körfezinden güneydeki sahili takip ederek de Papados üzerinden de Polimari’ye gelmek mümkündür.Buradaki Uzo imal eden ailelerden en ünlüsü olan Barbayanni ailesinin Uzo müzesini ziyaret edebilirsiniz. Polomari 1843′ deki üç büyük yangından sonra hızla toparlanmış ve Lesvos’un en çok fabrikaya sahip kenti haline gelmiştir.Bu nedenle günümüzde Uzo demek, Polimari demektir.Buradaki evlerin çoğu iki ve üç katlı konak evleri olup, Lesvos geleneğine uygun olarak,güzel renklerle boyanmış,büyük pencere ve balkonlara sahiptir. Balkonlardaki demir işçiliği ve ahşap kapılardaki dekoratif desenler müthiş güzellikte olup, adeta birer sanat eserleri gibidir. Binaların en güzeli ise, rıhtım meydanında Kilise  kahvehanesi olarak da bilinen Athanasiadio’dur. Büyük cam kapıları ve alınlıkları ve 1900 yazılı tarihiyle yapıldığı dönemi güzel yansıtmaktadır. Polimariyi geride bıraktıktan sonra, Körfezin batı sahillerini takip edersek, önce Pigadakia ‘dan geçiyoruz.Gera köyleri sakinlerinin sayfiye evlerinin bulunduğu yerleşimin adı ise Evriaki’dir. Buradan da daha çok Türkiye’den göç edenlerin evlerinin bulunduğu Perama’ya uğradıktan sonra, Pirgi adındaki küçük balıkçı köyünü göreceğiz. Buradaki tavernalar tazelik ve sunum açısından adeta yarışırlar..Kısacası yorulduysanız ve acıktıysanız burada mola verebilirsiniz. Piygi’den sonra, Gera körfezini sahilden kuzey doğuya doğru takip ederek, önce Marmaro’yu, Evriaki’yi ve Pighadakia’yi gördükten sonra şehre girerken önce kuleleri gözümüze çarpacak olan ve sıcak su kaynakları ile ünlü Thermi’ye geliyoruz.

THERMİ

Burada nefis kule evleri ile birlikte, Panagia Trouloti kilisesini görüyoruz. Denize doğru ilerleyince de karşımıza M.Ö 3000 yılına  ait antik yerleşim kalıntıları çıkacaktır. Thermi Skalasının iskelesinde,küçük ama harika tavernaları, eski şifalı hamamları ve bir zamanlar muhteşem bir otel olan şimdiki haliyle bir harbeyi andıran ünlü Sarlıca  Otelinin kalıntılarını hüzünle seyredeceksiniz. Thermi’den ayrıldıktan sonra sağa yani güneydoğuya doğru içerideki yolu takip edersek bu yol bizi tekrar sahile taşıyacak ve gezimizin başladığı merkeze, yani Mytilini ‘ye getirecektir.İşte size güneyden kuzeye, batıdan doğuya,neredeyse 360 derecelik bir açıyla, tüm adayı anlatmaya çalıştım. Aradaki küçük köyleri, sahilleri, alışveriş mekanları ile, ancak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki; tam anlamıyla, Midilli’yi gezmek için bir iki gün yetmez. Vaktiniz varsa bir haftayı gözden çıkarmalısınız.

Ama yukarıda anlattığım gibi yapacağınız kısa ama programlı etaplar halindeki turlar da size ada hakkında mutlaka bir fikir verecektir.

Bir sonraki yazımızda başka yerde buluşmak ümidiyle, hoşçakalın, gezekalın diyorum.